Türkiye | Freedom House

Freedom of the Press

Türkiye

Freedom of the Press 2016
Press Freedom Status: 
Özgür Değil
Political Environment: 
30 / 40 (↓3)
(0=BEST, 40=WORST)
Economic Environment: 
15 / 30 (↓1)
(0=BEST, 30=WORST)
Press Freedom Score: 
71 / 100 (↓6)
(0=BEST, 100=WORST)

Quick Facts

Population: 
78,215,000
Net Freedom Status: 
Partly Free
Freedom in the World Status: 
Partly Free
Internet Penetration Rate: 
53.7%

Türkiye’de basın özgürlüğü 2015’de endişe verici suretle gerileme göstermiştir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) tarafından kontrol edilen hükümet eleştirel haberciliği cezalandırmak için ceza kanununu, hakaret suçlarına ilişkin kanunları ve anti-terör kanununu agresif bir şekilde kullanmıştır. Gazeteciler yıl boyunca devlet ve devlet dışı aktörler tarafından yöneltilen şiddet, taciz ve tehditlere mağruz kalmıştır. Ülkede iki kez parlamenter seçim gerçekleşmiştir – Haziran ayında gerçekleşen seçimlerin ardından kazanan partilerin koalisyon hükümeti kuramaması sonucunda Kasım ayında tekrarlanan seçimlerde AKP, hükümeti kuracak çoğunluğu elde etmiştir. Seçimler, Suriye’deki çatışmadan kaynaklanan istikrarsızlık ve Türkiye hükümetiyle Kürdistan İşçi Partisi (PKK) silahlı örgütü arasında yeniden patlak veren çatışma ortamı medyanın üstündeki siyasi baskıların artmasına ve aşırı kutuplaşmış bir medya iklimine sebep olmuştur. Hükümet medya sahiplerine karşı sahip olduğu mali ve idari kozları kullanarak yayın içeriğini etkilemeye ve muhalefeti susturmaya devam etmiştir.

 

Kilit Gelişmeler

  • Yetkililer önde gelen bazı gazetecilere terörle bağlantılı suçlar kapsamında soruşturma başlatmıştır. Bu gazetecilerin arasında Milli İstihbarat Teşkilatı’nın Suriye’ye yaptığı iddia edilen silah sevkiyatını konu alan haberle bağlantılı olarak tutuklanan Cumhuriyet Gazetesi genel yayın yönetmeni ve Ankara Büro Şefi de yer almaktadır.
  • Basın mensubu akreditasyon işlemleri ile ilgili yapılan yeni düzenlemeler sonucunda süreç gelişi güzel ve ayrımcı kararlara ortam sağlayarak, daha belirgin bir şekilde hükümet kontrolü altına girmiştir.
  • Medya organlarına yönelik şiddet uygulanmıştır: Kalabalık gruplar Eylül ayında Hürriyet gazetesi binasına iki kez saldırmış, yıl içinde üç gazeteci yaptıkları işle bağlantılı olarak öldürülmüştür.
  • Koza İpek Holding’e ait şirketlere kayyum atanması sonucu birçok kişi işten çıkarılmıştır, yayın organlarının editoryal çizgisi değişmiş ve bu yayın kuruluşları hükümet yanlısı bir tutum izlemeye başlamışlardır.

 

Yasal Ortam: 26 / 30 (↓2)

Basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğüne ilişkin anayasal güvencelere, uygulamada, sadece kısmen saygı gösterilmektedir. Fiilen savcılara ve hakimlere normal gazetecilik faaliyetlerinin cezalandırılması için takdir yetkisi veren Ceza Kanunu, Ceza Usulü Kanunu ve oldukça sert ve kapsamlı bir şekilde kaleme alınmış olan anti-terör kanunundaki (Terörle Mücadele Kanunu) maddeler bu anayasal güvenceleri baltalamaktadır. Erdoğan ve diğer hükümet yetkilileri tarafından gazetecilere ve medya kuruluşlarına karşı kamusal alanda kullanılan ve hükümet yanlısı basında da sık sık yankılanan düşmanca söylem de anayasal güvencelerin çökertilmesine sebep olmaktadır.

2004 yılında yürürlüğe giren Basın Kanunu ile kanunun ihlali halindeki hapis cezalarının yerini para cezaları almıştır, fakat Ceza Kanunu’ndaki ve başka diğer kısıtlayıcı kanunlardaki hükümler son yıllarda onlarca gazeteci ve yazarın cezaevine girmesine yol açmıştır. Gazetecileri Koruma Komitesi’ne (Committee to Protect Journalists – CPJ) göre, 1 Aralık 2015 tarihi itibariyle cezaevindeki gazeteci sayısı on dörttür. Bağımsız Türk basın ajansı Bianet tarafından elde edilen sayılar ise bunun üzerindedir ve 2015 sonu itibariyle 31 gazetecinin cezaevinde olduğunu göstermektedir.

“Türk milletinin aşağılanması” durumunda altı aydan iki yıla kadar hapis cezasını öngören Ceza Kanunu’nun 301.maddesi, 1915 yılında Ermenilere soykırım uygulandığını ifade eden, Kıbrıs’ın bölünmesini tartışan veya güvenlik güçlerini eleştiren gazetecileri cezalandırmak amacıyla kullanılabilmektedir. Bu maddede 2008 yılında yapılan büyük ölçüde yüzeysel bazı değişikliklerle azami hapis cezası süresi üç yıldan iki yıla indirilmiş ve 301. maddeye ilişkin davaların açılabilmesi için Adalet Bakanlığı’nın onayının alınması şartı getirilerek, maddenin pratikte uygulanması önemli ölçüde engellenmiştir. 301. maddeden yargılananların çok azı ceza almıştır, ancak davaların zaman kaybına ve maddi kayba yol açmasının yanı sıra, Kanun ayrıca ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı bir etki yaratmaktadır. Ceza Kanunu’nun ırk, sınıf veya dini kimlik üzerinden kin ve düşmanlığın tahrikini yasaklayan ve üç yıla kadar hapis cezasına imkan veren 216. maddesi de gazetecilere ve diğer yorumculara karşı kullanılmaktadır.

Türkiye’de resmi adı Terörle Mücadele Kanunu olan anti-terör kanunu ve bu kanunla bağlantılı diğer Ceza Kanunu hükümleri geniş ve muğlak tanımlamalara dayanarak kanunun geniş yelpazaye yayılan birçok farklı eylem karşısında hükmüne ortam hazırlamaktadır. Ceza Kanunu’nun 314. maddesindeki silahlı örgüt üyeliği tanımı özellikle Kürtlere ve sol siyasetle ilişkisi olan medya mensuplarına karşı sıklıkla kullanılmaya devam etmektedir. Terörle Mücadele Kanunu ve diğer kanunlar “terör propagandası yapma” ve yasadışı örgütlerin ifadelerini yayınlamayı cezalandırmaktadır. 2013’te mecliste kabul edilen Dördüncü Yargı Paketi’yle Terörle Mücadele Kanunu’nun yasadışı grupların yayınlarına ilişkin maddeleri daha az kısıtlayıcı olacak biçimde değiştirilmiştir; yapılan yayınlar ancak bir zor kullanma, şiddet veya gerçek bir tehdit içermeleri durumunda suç teşkil etmektedir. Buna rağmen, bu kanun ve Ceza Kanunu’nun ilgili bölümleri hala çok kısıtlayıcıdır ve medya ve insan hakları gruplarını da içine alan geniş kitlelerce eleştirilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi birden fazla kararında kanunun belirli hükümlerinin sansür ve ifade özgürlüğünün ihlaline yol açtığı sonucuna varmıştır.

2014 yılında Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda kabul edilen değişiklikle MİT’e, mahkeme kararı gerekmeksizin her tür kişisel bilgiye ulaşmak da dahil, çok daha geniş yetkiler tanınmıştır. Bu değişiklikle ayrıca görevlerinin ifası esnasında hak ihlalinde bulunan MİT çalışanlarına ceza muafiyeti sağlanmış ve MİT hakkında bilgi elde etmek ve bu bilgiler hakkında haber yapmak bir suç haline getirilmiştir.  Medya çalışanları, sızdırılan istihbari bilgileri yayınlamaları durumunda, dokuz yıla kadar hapis cezası ile karşı karşıya kalabileceklerdir. Kamuoyunda genellikle Türkiye İnternet Kanunu olarak bilinen 5651 Sayılı Kanunda 2014 yılında yapılan değişikliklerle, Telekominikasyon İletişim Başkanlığı’nın (TİB) internet sitelerinden erişimin engellenmesini talep etme yetkisi genişletilerek; özel hayatın gizliliğine ilişkin oldukça muğlak ifadelerle tanımlanmış gerekçeler üzerinden, mahkeme kararı gerekmeksizin internet sitesi kapatabilmesine imkan verilmiştir. Bununla birlikte kapatma kararının uygulanmaya devam etmesi için mahkemelerin 48 saat içinde karar vermeleri gerekmektedir.

Ağustos 2015’de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 9 farklı yerel kuruluşa bağlı 18 gazeteciye “terör propogandası yapmak” suçlamasıyla, her biri için 7,5 yıla varan hapis cezası talebiyle dava açmıştır. Bu haber kuruluşları, yasa-dışı sol eğilimli terör örgütü Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (DHKP-C) üyesinin, Mart 2015’de gerçekleşen saldırı esnasında yerel bir savcıyı rehin aldığı fotoğrafı yayınlamıştır. İlk duruşma Kasım ayında gerçekleşmiş, ancak yıl sonuna kadar dava bir netlik kazanmamıştır. Bunun dışında Cumhuriyet gazetesi genel yayın yönetmeni Can Dündar ve gazetenin Ankara büro şefi Erdem Gül Kasım ayında casusluk, devlet sırlarını açığa çıkarma ve terör örgütünü destekleme suçlarından tutuklanmışlardır. Bu suçlamalar Erdoğan’ın Haziran ayında yaptığı suç duyurusunu takiben, gazetenin MİT’in Suriye’deki İslamcı militanlara silah taşıdığı iddiasıyla ilgili bilgi yayınlaması sebebiyle gerçekleşmiştir. Dündar ve Gül sürgünde yaşayan din adamı Fethullah Gülen’in yandaşlarından oluşan “paralel devleti” desteklemekle suçlanmıştır. Erdoğan, gazetenin ilgili konuda yayınladığı haberin ardından gazeteye karşı kamuoyunda birçok kez sözlü tehditte bulunmuştur.

Hakaret cezai nitelik taşıyan bir suçtur ve sıklıkla para veya hapis cezalarına çarptırılarak gazetecilik üzerinde caydırıcı etki yaratmaktadır. Cumhurbaşkanını aşağılamak Ceza Kanunu’nda açıkça belirtildiği üzere başlı başına bir suçtur. Aralarında Erdoğan’ın da bulunduğu birçok üst düzey yetkili gazeteci, karikatürist, sanatçı ve akademisyenlere karşı hakaret ve küçük düşürme gerekçesiyle sıklıkla dava açmaktadır. 2015 yılında yaşanan vakalardan biri, önde gelen gazetecilerden Hasan Cemal’in, T24 haber portalında kaleme aldığı makalelerde cumhurbaşkanını sözde aşağılama gerekçesiyle, Eylül ayında soruşturma altına alınmasıdır. Haziran ayında ise, Ankara’da bir mahkeme, İngilizce dilinde yayınlanan Today’s Zaman gazetesinin genel yayın yönetmeni Bülent Kenes’i, şahsi Twitter hesabında Temmuz 2014’de, Erdoğan Başbakan iken, paylaştığı bir mesajda Erdoğan’ı aşağılamak gerekçesiyle mahkum etmiştir. Mahkeme Kenes’i 21 ay hapis cezasına mahkum ederek beş yıl görevden uzaklaştırılmasına karar vermiştir. Kasım ayında, İstanbul Ceza Mahkemesi’nde, yolsuz konut satışlarıyla ilgili bir makalede yargı üyelerini aşağılama gerekçesiyle suçlanan Cumhuriyet muhabiri Canan Coşkun’un davasının ilk duruşması gerçekleştirilmiştir. Yıl sonu itibariyle hala devam etmekte olan dava sonucunda eğer Coşkun suçlu bulunursa, toplamda 23 yıl 4 ay hapis cezasıyla karşı karşıya kalacaktır.

Gazeteciler hukuk sisteminde genellikle adil bir muamele görmemektedir ve 2015 yılı boyunca mahkemelerin medya ile alakalı davalardaki tavırları, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında kuşkuya yol açmıştır. Ekim ayında Ankara Ceza Mahkemesi Ankara’da gerçekleşen ve birçok kişinin ölümüne sebep olan saldırıyla ilgili haber yapımını geçici olarak yasaklamıştır. Yerel ve uluslararası medya basılı yayın, televizyon ve çevrim içi platformlarda yayın yapılmasını kısıtlayan bu durumu eleştirmiş ve yasağa rağmen haber yapmaya devam etmiştir.

Türkiye 2003 yılında bilgi edinme özgürlüğünü konu alan bir kanunu kabul etmiştir. Bununla birlikte, milli güvenliğe, ekonomik çıkarlara, devlet soruşturmalarına veya istihbarat faaliyetlerine zarar veren veya “özel hayatın gizliliğini ihlal eden” devlet sırları bilgi edinme hakkı kapsamında değildir. Pratikte ise resmi bilgilere erişim güçtür.

Üyeleri Meclis tarafından seçilen Radyo Televizsyon Üst Kurulu (RTÜK), kanunlara veya Kurulun geniş kapsamlı yayın ilkelerine uymamaları durumunda yayıncılara ceza verme yetkisine sahiptir. Kurum sıklıkla siyasi baskılara maruz kalmaktadır ve Kurul şu anda iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile bağlantılı üyelerin hakimiyeti altındadır. Bianet’e göre 7 Ocak ve 18 Kasım 2015 tarihleri arasında RTÜK televizyon kanallarına ilişkin 69 uyarı ve 168 para cezası; radyo istasyonlarına ilişkin 4 uyarı ve 4 para cezası kararı almıştır. Basılı yayın kurumları ise basın özgürlüklerini kısıtlayan kanunları ihlal etmeleri halinde kapatılabilmektedir.

TC Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü (BYEGM) tarafından yürütülen ayrımcı akreditasyon sistemi muhalif gazetecileri filtreleyerek, onların cumhurbaşkanlığı ve bakanlık ofislerine erişimini engellemektedir. Ağustos 2015’de resmi gazetede yayınlanan değişiklikler sonucunda akreditasyon sisteminin yapısı ve prosedürleri değiştirilmiştir. Yeni düzenlemeler BYEGM’yi yöneten Başbakan Yardımcısı’na geçici basın kartı çıkartma yetkisi vermiş, BYEGM Basın Kartı Komisyonu’nu oluşturan toplam üye sayısını 13’den 15’e cikartmış fakat medya temsilcilerinin sayısını 8’den 5’e indirmiştir. Yerel gazetecilik örgütleri medya mensuplarının fikri danışılmadan yapılan ve akreditasyon sürecindeki tarafsızlığı iyice ortadan kaldıran bu değişikliği kınamıştır. Sonuç olarak, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Basın Kartı Komisyonu’ndan çekilmiştir. TGS’ye göre gazetecilerin sadece 1.5%’i bir sendikaya üyedir.

 

Siyasi Ortam: 30 / 40 (↓3)       

Kanunlardaki cezai önlemlerin yanı sıra, yürütmenin sistematik siyasi baskıları Erdoğan hükümetine dair eleştirel haberler yapan gazeteciler ve medya çalışanlarının işlerinden çıkarılmalarına neden olmuştur. Bianet’e göre, yıl içinde 348 gazeteci, köşe yazarı ve medya çalışanı işten çıkarılmış veya istifaya zorlanmıştır. Özellikle 2013 ve 2014 yıllarında başına sızan belgeler ve telefon dinlemeleri, hükümetin kendine sadık bir medya yaratmak yönündeki çabalarının kapsamını ve Erdoğan dahil diğer üst düzey yetkililerin doğrudan talimat verme, tasvip edilmeyen içerikler hakkında uyarılarda bulunma ve finansal teşvik yoluyla editöryal baskı uyguladığını gözler önüne sermiştir.

Haziran ve Kasım 2015 seçimlerinin arifesindeki kutuplaşmış siyasi iklimde, devletin yayın kurumu olan Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) ile yarı resmi haber ajansı olan Anadolu Ajansı (AA) artan suretle hükümet yanlısı haberlere yer vermiş ve seçimler sırasında birçok başka özel televizyon kanalı gibi, yayınlarında AKP ve Erdoğan’a orantısız derecede fazla zaman ayırmıştır. Nisan ayında TRT, muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) kampanya reklamını, içeriği AKP’yi doğrudan eleştirdiği gerekçesiyle yayınlamayı reddetmiştir.

Siyasi nedenlerden dolayı medya kuruluşlarının bazı aktivitelere ve bilgilere erişimi engellenmiştir. Muhalif yayın kuruluşlarının AKP kongre ve mitinglerine girişi sıklıkla engellenmektedir. Ayrıca hükümet bazı gazetecilerin basın toplatılarına ve  üst düzey yetkililerinin gerçekleştirdiği yurtdışı toplantılarına katılımlarının da önüne geçmektedir.

İçerik üzerinde hem çevrim içi hem çevrim dışı sansür uygulanmaktadır. Kürt sorunu, Ermeni soykırımı ile İslam’a ve Türk Devleti’ne karşı olarak addedilen konular hassas başlıklar arasındadır. İlgili kanunlar gelişigüzel ve öngörülemez bir şekilde uygulanmaktadır ve bu hassas konular hakkında ulaşılabilen birçok yayın mevcuttur. Ocak 2015’de, Cumhuriyet gazetesinin dağıtımı, Hazreti Muhammed karikatürleriyle öne çıkan ve Fransızca yayın yapan hiciv dergisi Charlie Hebdo’nun son sayısından kesitleri basmasının ardından geçici süreyle engellenmiştir. Her ne kadar güvenlik güçleri gazetenin içeriğini inceledikten sonra dağıtımına müsaade etse de, Diyarbakır Ceza Mahkemesi Charlie Hebdo’nun peygamberi resmeden kapak sayfasını yayınlayan birkaç websiteye erişimi engelleme kararı almıştır.

Eylül ayında, Nokta dergisi, Erdoğan’ın PKK tarafından öldürülen askerler hakkında yaptığı şehitlik söylemlerine referansla Erdoğan’ın asker tabutunun önünde gülümserkenki halini mizahi bir şekilde kapak yapmıştır. İstanbul savcısının emriyle, güvenlik güçleri Nokta dergisi ofislerine baskın yapmış ve söz konusu dergiyi toplatmaya başlamıştır. Ekim ayında, Nokta dergisinin Haziran seçimleri sonrasında, sözde AKP miting tutanaklarını yayınlamasının ardından, Ankara Ceza Mahkemesi derginin websitesine erişimin engellenmesine hükmetmiştir. Nokta’nın Kasım ayında gerçekleşen ikinci genel seçimlerin ardından Türkiye’nin kötü gidişatıyla ilgili yayınladığı makale sonrasında, siteye erişim İstanbul Ceza Mahkemesi tarafından geçici süreyle tekrardan engellenmiştir. Mahkeme aynı zamanda bu makaleyi içeren basılı versiyonun dağıtımdan kaldırılmasını talep etmiştir. Derginin genel yayın yönetmeni ve editörleri devlete karşı silahlı isyan propogandası yapma suçlamasıyla tutuklanmış, daha sonra Aralık ayında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmışlardır.

Çevrimici haber sitelerinde ve sosyal medya platformlarında yayınlanan içerik üzerinde sansür uygulanmaya devam edilmektedir. Temmuz ayında birçok Kürtçe ve sol eğilimli internet sitesi ve sosyal medya hesabı, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye’deki İslami ve Kürt gruplara karşı yürüttüğü askeri harekat sırasında TİB tarafından engellenmiştir. Mart ayında İstanbul Adliyesi’nde gerçekleşen rehine krizi ve Temmuz ayında Suruç’ta yaşanan terör saldırısının sonrasında olduğu gibi, YouTube, Twitter ve Facebook da dahil birkaç sosyal medya platformuna erişim yıl içinde bir kaç sefer engellenmiştir. Bağımsız örgüt Engelli Web’e göre Türkiye’de - telif hakkı ihlali gibi siyasal olmayan gerekçelerden ötürü kapatmalarla birlikte - engellenen toplam internet sitesi sayısı 100,000’i aşkındır.

Yasal misilleme ve işini kaybetme endişesi Türk medyası içinde otosansürün yaygınlaşmasına yol açmıştır. Buna rağmen eleştirel haberler yapılmaktadır ve bazı gazeteciler hassas siyasi, dini ve toplumsal meseleleri gündeme getirmeye çalışmaktadır. Medya ortamında çeşitlilik mevcuttur; ancak, pek çok medya kuruluşunun belirli bir siyasi veya toplumsal görüşü temsil ettiği ve haberleri önceden belirlenmiş açılardan sunduğu bu ortam, çarpıcı oranda kutuplaşmıştır. Çok sayıdaki işten çıkarmaların yan etkisi olarak, çoğu tanınmış yorumcu artık siyasi  baskılardan daha az etkilenebilen, daha küçük internet yayınları için yazmaya başlamıştır. Ancak bu yayınların okuyucu kitlesi daha küçüktür.

2015 yılında, haber niteliği taşıyan gelişmeleri paylaşan birçok yerel ve yabancı gazeteciye yönelik taciz, tehdit ve tutuklamalar artarak devam etmiştir; misilleme amaçlı şiddette kıyasla daha yaygın olduğu görülmüştür. Bianet’e göre 2015 yılında 64 gazeteci ve 4 farklı medya kuruluşu bu türden bir saldırıya mağruz kalırken, 38 gazeteci ve 21 medya kuruluşu tehdit edilmiştir. Eylül ayında, keyfi olduğu aşikar bir gözaltı vakasında, güvenlik güçleri içlerinde Azadiya Welat ve Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) da bulunduğu bazı Kürt kuruluşlarının Diyarbakır ofislerine baskın düzenlemiş ve aralarında gazetecilerin de bulunduğu 32 kişiyi geçici olarak göz altına almıştır. Yerel medya güvenlik güçlerinin arama izni göstermediğini, göz altına alınan kişilere kötü muamele ederek, telefon ve kimlik belgelerine geçici olarak el koyduklarını bildirmiştir.

Amerikan haber kaynağı Vice News’a bağlı olarak çalışan 3 gazeteci, Ağustos ayında PKK ve Türk Silahlı Kuvvetleri arasında ülkenin güneydoğusunda gerçekleşen çatışmayı haber yaparken “terör örgütüne destek olma” suçuyla gözaltına alınmıştır. Uluslararası tepki ve itirazları takiben, bu gazetecilerden ikisi- İngiliz vatandaşlar Jake Hanrahan ve Philip Pendlebury - serbest bırakılıp sınır dışı edilmiştir. Bu iki gazeteciye yardımcı olan Iraklı meslektaşları, Mohammel Rasool, yıl sonuna kadar tutuklu kalmıştır. Hollandalı serbest muhabir Frederike Geerdink, Kürt açtivist gruplarla alakalı bir haber yaparken Eylül ayında tutuklanmış ve sınırdışı edilmiştir. Geerdink adına PKK ve onun sözde şehirsel kolu olan Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) için “terör propogandası yapma” suçundan Şubat ayında soruşturma başlatılmış, fakat Nisan ayında suçsuz bulunmuştur.

Hürriyet gazetesinin İstanbul ofisine Eylül ayında hiddetli protestocular tarafından iki kez saldırı düzenlenmiştir. Her iki saldırı da Erdoğan’ın gazeteye karşı yürüttüğü düşmanca söylemin akabinde gerçekleşmiş ve ilk saldırıyı gerçekleştiren kalabalığa bir AKP milletvekili eşlik etmiştir. Saldırılardan bir hafta sonra, Başbakan Ahmet Davutoğlu saldırıyı kınamış; gazete ve çalışanlarının güvenliğini temin etmek amacıyla polis koruması sağlanmıştır. Bunun dışında, Eylül ayında, Hürriyet köşe yazarı ve CNN Türk program sunucusu Ahmet Hakan dört kişi tarafından vahşice tartaklanmıştır. Bu vakayla ilgili polis soruşturması yıl sonunda hala devam etmektedir.

CPJ’e göre 2015 yılında yaptıkları haberle ilişkili olarak üç Suriyeli gazeteci öldürülmüştür. Aylık dergi Hentah’ın genel yayın yönetmeni ve IŞİD hakkında detaylı çalışmalar kaydeden belgesel film yapımcısı Najı Jerf, Aralık ayında Gaziantep’te öldürülmüştür. Eye on the Homeland haber platformu için çalışan Fares Hamadi ve İbrahim Abd al-Qader Ekim ayında Urfa’da öldürülmüştür. Al-Qader aynı zamanda Suriye’nin IŞİD-kontrolündeki Rakka şehrini mercek altına alan aktivist ve muhabirler grubu Rakka Sessizce Katlediliyor’un bir üyesiydi.

 

Ekonomik Ortam: 15 / 30 (↓1)

Resmi verilere göre, Türkiye’de 180 ulusal gazete dahil, faaliyet gösteren yaklaşık 3,000 gazete bulunmaktadır. Bununla birlikte, bunların sadece yüzde 18’İ günlük olarak yayınlanmaktadır. Bağımsız yerli ve yabancı basılı medya, hükümete ve hükümet politikalarına dair eleştirileri de içeren farklı bakış açılarını gündeme getirebilse de Türkçe basılı yayınların içeriğinin büyük bölümü salt haberlerden çok köşe yazılarından oluşmaktadır. Kablolu yayın ve uydudan erişilebilen yüzlerce özel televizyon kanalı ve 1,000’den fazla radyo istasyonu ile birlikte, ülkede çok sayıda medya yayıncısı bulunmaktadır. Devletin televizyon ve radyo kuruluşları bazı azınlık dillerinde içerik sağlamaktadır. Son yıllarda Kürtçe yayın yapan kanalların açılması ifade özgürlüğü açısından önemli bir kazanım olmakla birlikte, bazı eleştirmenler bu yayınları çok katı bir şekilde sınırlandırılmış ve düşük kaliteli bulmaktadır. 2009 yılında Nor Radyo internet üzerinden Ermenice yayın yapmaya başlamıştır.

2014 yılında tahmini olarak nüfusun yüzde 51’i internete erişebilmektedir. Online haber siteleri, özellikle siyasi sebeplerle kovulan veya işten ayrılmaya zorlanan gazetecilerin eleştirel habercilik yapabilmesi için gitgide daha popüler bir forum haline gelmiştir. Önde gelen çevrimici haber sitelerine T24, P24, Diken ve Bianet örnek gösterilebilir. Bu platformlar sürerli olarak bağımsız habercilik sağlamakla birlikte sınırlı finansal kaynağa sahiptir. İnternet hizmet sağlayıcıları engelleme emirlerine uymadığı takdirde yüklü para cezalarına çaprtırılmaktadır. Ekim ayında gerçekleşen Ankara saldırısının ardından internet kullanıcıları, aşırı yavaş bağlantı ve sosyal medya sitelerine erişimle ilgili sorun yaşadıklarını ifade etmiştir.

Medya sahipliği kazançlarının büyük bölümünü inşaat, enerji, madencilik, finansal hizmetler gibi medya dışı varlıklarından elde eden, özel sektördeki az sayıdaki holdingin elinde toplanmış haldedir. AKP iktidarı altında kamu ihalelerine ilişkin kararların Başbakanlıkta merkezileştirilmesi sonucunda, ekonomik kozlar bu holdinglerin sahip olduğu medya kuruluşlarında paylaşılan içeriği etkilemek üzere kullanılır hale gelmiştir. Finansal olarak hepsi bir arada her yıl için on milyarca dolarlık hizmet satın alımı sözleşmesine tekabül eden Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB), Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) ve Savunma Sanayi İcra Komitesi doğrudan Başbakanlığın kontrolü altındadır. Aralık 2013’te medyaya sızan, hükümetin İstanbul’daki üçüncü havaalanı inşaatı ihalesi karşılığında hangi şirketlerin Sabah-ATV medya kuruluşunu satın alacakları emrini verdiğine işaret eden telefon dinleme kayıtları, medya sahipliğini şekillendirmekte ekonomik kozların kullanılmasının en aleni örneklerinden birisidir. Tıpkı 2013’te Erdoğan ile yakın bağları bulunan işadamı Ethem Sancak’ın daha önce Çukurova Grubu’nun sahip olduğu üç medya kuruluşunu Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’ndan (TMSF) satın alması örneğinde olduğu gibi, TMSF de medya kuruluşlarının hükümete destek veren işadamlarına transfer edilmesi için kullanılabilmektedir.

Hükümet ayrıca eleştiriyi cezalandırmak için farklı boyutlarda finansal baskı uygulamıştır. Mayıs 2015’te Enerji Bakanı, Hürriyet de dahil birçok basılı ve kablolu yayın kuruluşuna sahip olan Doğan Holding’i geçici olarak hükümet ihalelerine katılmaktan men etmiştir. Bu karar 2009 yılında uygulamaya koyulan fakat mahkeme kararıyla iptal edilen 1 yıllık yasağın geri kalan 237 gününün tekrar yürürlüğe sokulması anlamına gelmektedir. Bu adım, Hürriyet gazetesi ve çalışanlarının, Cumhurbaşkanı tarafından kamuoyunda itham edilmesiyle birlikte Hürriyet ve Erdoğan arasında artan gerilim sırasında atılmıştır. Ankara Ceza Mahkemesi Haziran ayında bu cezanın yenilenmesini geçersiz kılmış ve Temmuz ayında Doğan Holding yasağın kaldırıldığını duyurmuştur.

2015 yılında bazı medya kuruluşları doğrudan hükümetin kontrolü altına alınmıştır. Ekim ayında Ankara Ceza Mahkemesi, Cumhuriyet Başsavcısı’nın talebi üzerine, Koza İpek Holding ve aralarında Bugün ve Millet gazeteleri, Kanaltürk Radyosu, Bugün TV ve Kanaltürk televizyon kanallarını da içeren şirketlerine, holdingin sözde Gülen’e yakınlığı ve teröre finansman sağladığı gerekçesiyle gerçekleşen soruşturma kapsamında hükümet tarafından seçilen kayyum heyetlerinin atanmasına karar verildi. Kararın hemen ardından, polisler ve kayyum heyeti, hali hazırda yürüyen medya faaliyetlerini keserek, Koza İpek’in Ankara’daki ana merkez ofisine zorla giriş yapmıştır. Bu kararın sonucunda birçok gazeteci işten çıkarılmış ve bahsi geçen yayın kuruluşları hükümet yanlısı haber içeriği üretmeye başlamıştır. Kasım seçimlerinden hemen sonra gerçekleşen bu ele geçirme operasyonu, uluslararası platformda holdingin yönetiminin keyfi bir şekilde gasp edilmesi ve medya özgürlüğünün ihlali olarak yorumlanarak kınanmıştır.

Bu olaydan bağımsız olarak Ekim ayında, önde gelen dijital uydu platformu Digitürk, aralarında Bugün TV, Kanaltürk ve Gülen’le bağlantılı olduğuna inanılan, Samanyolu Yayın Grubu veya Feza Yayınlarına ait, beş farklı kanalı - Ankara Başsavcısı’nın bu kanalların cezai soruşturma altında olduğuna dair bilgilendirme mesajı sebebiyle - uydusundan kaldırmıştır. Devletin uydu operatörü Türksat’ın da dahil olduğu birçok uydu, kablo ve çevrimici televizyon hizmeti sağlayıcısı da benzeri kararlar almıştır.